• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/geleneksanat.tv/?fref=ts
  • https://plus.google.com/u/0/+islamkaya1990
  • https://twitter.com/hattatislamkaya
                                                  ..... TÜRK-İSLAM SANATLARI İLE İLGİLİ EN GÜNCEL WEB SİTESİ..
                 YOUTUBE KANALIMIZA ABONE OLUP DERS VİDEOLARIMIZI İZLEYİP TAKİP EDEBİLİRSİNİZ. 
                                                 
 SÜLÜS DERS VİDEOLARI İÇİN TIKLAYIN                                                                                                                                                                           

                     
             
      

    • Hüsn-i Hat Sanatı
    • Genel tanımı
    • EBRU SANATI
    • Genel tanımı
    • TEZHİP SANATI
    • Genel Tanımı
    • CİLT SANATI
    • Genel Tanımı
    • ÇİNİ SANATI
    • Genel Tanımı
    • KAAT'I SANATI
    • Genel Tanımı

Ebrucu Alparslan BABAOĞLU

Ebrucu Alparslan BABAOĞLU
GELENEKSEL TÜRK EBRUSU ÜZERİNE - 2
09/05/2015


Hicabi Gülgen Hocam'ın "ebruda icazet" konusunda yazdıklarına katılıyorum.

Süheyl Hoca'nın icazeti konusunda kızı Gülbin Mesara Hanımefendi ile olan telefon görüşmemden sonra duvarımda bu konuya ilişkin hakikati paylaşmıştım.
Süheyl Bey'in ebru icazetini ve Mustafa Düzgünman'ın böyle bir icazeti olmaması meselesini hususiyetleri nedeniyle bir kenara bırakacak olursak ebruda ilk icazeti Mustafa Düzgünman vermiştir. Bunu ne gerekçeyle yaptığını bilmiyoruz. Benim için imzaladığı ilk icazet metni hat icazeti gibi olduğundan, bunu imzaladıktan birkaç gün sonra telefonla arayarak "o icazet hat icazeti gibi oldu benim içime sinmedi ben bir icazet metni yazdım bunu yazdır da BUNDAN SONRA EBRUCULARIN İCAZET METNİ DE BU OLSUN" dedi. Ben de Savaş Ağabey'den (ÇEVİK) bu metni yazmasını rica ettim ve bugün karşımda duran icazet bu şekilde ortaya çıktı ve imzalandı. Ben Hocam'ın bu cümlesini bugün icazet tartışması çıktı diye yeni uydurmadım belki 20 sene önce www.geleneksel-ebru.com adresindeki web sayfamda icazet resminin yanında bunu da yazdım sayfayı ziyaret edenler hatırlayacaktır.
Burada önemli bir nokta var . . . Yukarıda büyük harflerle yazdığım cümle, bana HOCAMIN VASİYETİDİR ve ne anlama gelirse gelsin, isteyen beğensin isteyen beğenmesin ben, benden ebru öğrenen ve ustamdan öğrendiğim gibi ebru yapana adı ister icazet olsun isterse başka bir şey aynı metni yazdırır imzalarım.
Hocam icazet müessesesine neden gerek duydu bunu bilmiyoruz. Muhtemelen o zaman kadar her devirde bir ebrucu eliyle o güne ulaşan dolayısıyla icazete gerek duyulmayan ebruda kendi sağlığında birden fazla ve farklı şekillerde ebru yapanlar ortaya çıkınca, kimlerin kendi yolunda ebru yaptığı belli olsun istedi . . .
Öyle ya da böyle, benim için Edhem Efendi, Necmeddin Okyay ve Mustafa Düzgünman'ın yaptığı her şey artık Türk ebru geleneğine mal olmuştur ve benim için onlar gibi yapmak bir mecburiyettir ve geleneğin devamı için bir gerekliliktir. Bu gerekliliğin içine icazet müessesesi de girer . . .
İcazet, bir ebrucunun hangi çizgide ebru yaptığını göstermesi açısından önemlidir ama bana göre şart değildir. Bir ebrucu icazeti olmadan da Mustafa Düzgünman çizgisinde ebru yapabilir ve bu o ebrucu için herhangi bir eksiklik değildir. Aynı şekilde icazetleri Mustafa Düzgünman'a dayandığı halde onun gibi ebru yapmayan bir sürü ebrucu için de bana göre o icazetin hiçbir anlamı yoktur.
Ebru geleneğimizde icazet müessesesi var mıdır sorusunun cevabı ise çok net bir şekilde "Mustafa Düzgünman'a kadar yoktu ama onun talebelerine icazet vermesi ile birlikte icazet müessesesi ebru geleneğimize girmiştir" dir.
Bir ebrucunun ustasından icazetinin olması, ahlaken onun ustası gibi ebru yapmasını gerektirir ancak bu durum, icazeti olmayanların mesela Mustafa Düzgünman çizgisinde ebru yapmasına mani değildir.
Sayın Bekir özsu'nun Hicabi Gülgen Hocam'ın paylaşımının altındaki yorumu ile ilgili olarak da bir şeyler söylemek isterim. Türk ebrusunda kullanılan malzeme, geleneğin en önemli unsurudur bana göre. Türk ebrusunda güneşten etkilenmeyen, asit ve kazein gibi kağıda zarar veren yabancı maddeler içermeyen ve suda erimeyen doğal boyar maddeler kullanılır. Bu özelliklere sahip her tür boyar maddenin kullanılmasının geleneğimize halel getirdiğini söylemek doğru değildir.
Benzer şekilde Necmeddin Hoca, KİTRE DIŞINDA HER TÜR KIVAM ARTIRICIYI DENEMİŞ AMA EN ÇOK SAHLEP'TEN MEMNUN KALMASINA RAĞMEN UCUZ OLDUĞU İÇİN KİTRE KULLANMIŞTIR. Necmeddin hoca ucuz salep temin edebilseydi bugün hepimiz salep üzerinde ebru yapıyor olacaktık. Deniz kadayıfını deneyip memnun kalsaydı kimse neden deniz kadayıfı kullandığımızı sorgulamayacaktı. Ben duvarımda Hocam'ın eşi Süheyla Teyze'nin Hoca Hakk'a yürüdükten 3-4 sene sonra ebru seyretmeyi özlemesi üzerine beni ziyarete geldiğini, teknemin üzerindeki kapak ebrusunu kaldırdığımda "bu kitre değil" dediğini, bunu kullanma sebebimi anlattığımda ise "Mustafa da bunu denedi ama boyalar patlıyor diye kullanamadı" dediğini anlatmıştım. Bu olayın şahidi Hocam'ın oğlu Ali Ağabey hala hayatta olup dileyen kendisinden doğruluğunu araştırabilir. Hoca'nın boyalarının neden "patladığı" ancak benimkilerin "patlamadığı" konusunu ise bu bilgi notunu paylaştığım yerde açıklamıştım. Hoca bunu denediği zaman boyaları kitreye ayarlı olmayıp da benimkiler gibi kurumuş olsaydı, eminim Hocam da bu denediğinden memnun kalacak ve kitreden deniz kadayıfına dönecekti.


Paylaş | | Yorum Yaz
2042 kez okundu. Yazarlar

Yazarın diğer yazıları

GELENEKSEL TÜRK EBRUSU ÜZERİNE - 1 - 16/01/2015

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın