• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/geleneksanat.tv/?fref=ts
  • https://plus.google.com/u/0/+islamkaya1990
  • https://twitter.com/hattatislamkaya
                                                  ..... TÜRK-İSLAM SANATLARI İLE İLGİLİ EN GÜNCEL WEB SİTESİ..
                 YOUTUBE KANALIMIZA ABONE OLUP DERS VİDEOLARIMIZI İZLEYİP TAKİP EDEBİLİRSİNİZ. 
                                                 
 SÜLÜS DERS VİDEOLARI İÇİN TIKLAYIN                                                                                                                                                                           

                     
             
      

    • Hüsn-i Hat Sanatı
    • Genel tanımı
    • EBRU SANATI
    • Genel tanımı
    • TEZHİP SANATI
    • Genel Tanımı
    • CİLT SANATI
    • Genel Tanımı
    • ÇİNİ SANATI
    • Genel Tanımı
    • KAAT'I SANATI
    • Genel Tanımı

Soner ÇELİK

Soner ÇELİK
ANLIK DÜŞÜNCELER
15/08/2015
ANLIK DÜŞÜNCELER


Herkes giderken senin geride kalman ne tuhaf bir duygu! Bu duyguyu tatmayan bir insan asla anlayamaz. Emeğin sıfıra tekabül ettiği sistemde neyin anlamı var ki zaten. Emek , çaba , gayret diyince aklıma gelen bazı etmenlere değinmek istiyorum.

Herkes gibi liseyi bitirirken girdiğim imtihanlardan başarı ile çıkıp Üniversitede istediğim bir bölümü okumaya hak kazanmıştım. Fakülteyi tercih edeceğim zaman eğitimle ilgilenen pekçok kişiden bu bölüme gitmemem konusunda nasihat aldım. Bana' Tarih, Türkiye şartlarında zor bir bölüm, bu alanda iş bulmak oldukça zor' şeklinde nasihat ettiler. Bense hayalini yaşadığım ve hayatımda büyük bir başarı ile yönelebileceğim , belkide tek meslek olan bu bölüme kendimi kaptırmıştım.
Ülkemizde , diğer geri kalmış ve gelişmekte olan ülkelerde olduğu gibi insanlar mesleklerini seçerlerken mesleğin kendisinden çok, getireceği imkanları düşünürler ve o doğrultuda ilerlerler. Bu doğrultuda ilerlemeyen insanlar ise doğru yolu seçseler bile pekçok sıkıntıya göğüs germek zorunda kalırlar. Ne tuhaf bir durum değil mi kişinin alakası bile olmayan bir mesleği inşa etmesi! Daha büyük kaos ise sevmediği bir mesleği ömür boyu yapacak olması. İnsanın üretemediği bir yerde otuz kırk sene çalışması hem meslek hem de birey için oldukça tehlikeli bir durum olsa gerek.
Üniversite yıllarımda Türk-İslam sanatlarıyla da ilgilenmeye başlamıştım. Tesadüf eseri buluştuğum sanatçı insanlardan , ilim adına pekçok şey öğrendim. İslam KAYA hoca malatya daki icazetli tek hattattı. Hocadan hat sanatına başlayacak olan bireylerin çoğu :
-Hocam acaba ben bu sanatı öğrenebilir miyim ? diye sorduklarında İslam hocanın hemen hemen herkes'e verdiği cevap aynıydı :
-Aşk olmadan meşk olmaz.
Bir insan sevmediği bir işi layıkıyla yapamaz. Derme çatma yapılan işlerde bir işe yaramaz. Bu hususta meslek aşkı için önem arzeden bir meseleyi anlatmadan geçemeyeceğim. Hoca ile yeni tanıştığımız sırada hocanın başına talihsizce bir olay geldi. Bağlı bulunduğu sanat merkezinden çeşitli sebeplerden dolayı ayrılmak zorunda kaldı. O zaman dilimi öyle düşünüyorum ki onun için pekde kolay olmadı. Öğrenci sayısı da o sıralar yoğun değildi. Bana o süreç içerisinde söylediklerini asla unutamam:
-Kimse olmasa da bana bir hokkam , kalemim ve kağıdım yeter.
Bu olay bende hayatla bütünleşen mesleğe olan aşkın ifadesinden başka bir şey çağrıştırmadı. Ne mutlu ki bunu görebildim.
Atölye ‘ ye arasıra hepimizin saygı duyduğu ve sohbetlerinden büyük bir zevk aldığımız Ebru Sanatçısı Tugut ÇEKMEGELİOĞLU hoca'da gelirdi. Bir gün sohbet sırasında bana:
-Bak evladım. Bir kişiye inancını sormak büyük bir ayıptır. Bir insanın inancını , marifetini görmek istiyorsan onun yaptığı işe bakacaksın ve o insanın karakterine öyle karar vereceksin dedi.
Hoca birgün ev almaya karar verdiğini ve daireleri gezerken oradaki gözlemlerini nakletti:
-Daireleri gezerken , tecrübelerime dayanarak bazı noktalara dikkat ediyordum. Dikkatimi cezbeden en ince ayrıntı , oda kapılarının en alt ve en üst kısımlarının boyalı olup olmamasıydı. Girdiğim dairedeki kapıların o kısımları boyalı değildi. Oradaki işçiye bu kısımların boyalı olmadığını sorduğumda , işe saygısı olmayan her insanın vereceği cevabı verdi:
-Abi zaten o kısımları görünmüyor.
Bende kendisine manidar bir cümleyle karşılık verdim:
-İnsanlarında kimsenin görmediği avret yerleri vardır. Yinede o bölgelerini kimse görmese de temiz tutarlar.
Hocanın söyledikleri pekçok şeyi ifade ediyordu. Evet meslek , bir kişinin kendisine , insanlara ve inanıyorsa Yaradan'a olan inancın timsaliydi. Mesleğini yaşayan bir insan onu kendinden bir parça olarak gördüğü için en ince ayrıntısına kadar işler ve şaheser de burdan çıkar.
İlim tahsil edilen her mekan kişi için bir okuldur. Maharet ise o süreci anlamlandırmakta yatar. Yapılan iş anlamlandırılmadığı sürece ve genel mahiyeti kazanılmadığı sürece , insanın kazandığı etmen meta'dan öteye gitmez.

Üniversite yıllarımda kendimi böyle bir ortamda bulacağım aklımın ucundan dahi geçmezdi. Bu ortamda kazandığım ve hayatımla içselleştirdiğim yüzlerce etmen vardı. Bir üniversite öğrencisinin ( daha da öte her kesimden insanın) herhangi bir sanatla ilgilenmesi , onun hayatı , doğayı ve insanları üç boyutlu görmesini sağlıyor. Varlıklar gözüne kimsenin göremeyeceği bir boyutta tezahür ediyor. En önemlisi de kişinin kendisini anlamasını sağlıyor. Kadim sanatlar geçmişi , günümüzü , ve geleceği her dönemin kendine özgü ruhu ile bir zincirin halkası gibi birbirine bağlıyor.
Üniversite ortamları insanlar için eşi benzeri olmayan mekanlardır. Kişi için hem tehlikelidir hemde oldukça geliştiricidir. Galiba seçilen yola bağlı olan bir süreç. Dört senemi fakülte ile kütüphane ve o iki mekan arasına dizilmiş abide niteliğinde kurgular la geçirdim. Gerçekleştirmek istediğim en önemli görev alanımda başarılı ve merak'ını koruyan bir insan olarak yaşama devam etmekti. Tarih , benim için bir görev olmaktan ziyade , bir yaşam tarzına dönüşmüştü. Hemen hemen başka hiçbir şey düşünmüyordum. Alanımın sıkıntılarının farkındaydım. Türkiye de okunması meşakkatli olan bölümlerden biri de Tarih ‘tir. Sebebi ise bölümün kendi zorluğu değilsir. İnsanlar daki tarih aldısıdır. Bu konuyu kendi bilgi sınırlarım içerisinde açmak istiyorum.
Mesela biyoloji , fizik , kimya , gibi alanlarda herkes ahkam kesmez. Söz konusu tarih olunca , bakkalı da , manavı da , politikacısı da , Profesör kesilir. Türkiye de kişinin bulunduğu ortam bu fikrin oluşmasında başat faktörler arasında gelir. Herkes kendin anlatılanı yıkılmaz duvar olarak görür. Kimsenin yıkmasına da kolay kolay müsaade etmez , çünkü böyle mutludur. Siyasetçiler yeri geldiği zaman ecdadımızzzzzzz!!! Diye bağırırlar. Her biri bir yerden girer. Biri laiklik , diğeri din , diğerleri ise sol , sağ vd. Fakülte de hocamın anlattıkları hala kulağımda. Eğer yanlış hatırlamıyorsam şu ifadeleri kullanmıştı:
-Arkadaşlar Amerika da sekiz bin kişi sadece Osmanlı tarihi kürsüsünde akademisyenlik yapıyor . Türkiye'de bu sayıya ulaşmak bayağı zor gibi görünüyor. Arşivlere bir gidiyorsunuz gördüğünüz tablo bizim açımızdan içler acısı . İçeri bir giriyorsunuz , Japon'u var , Amerikalı sı var , birtek Türk Tarihçisi yok. Bizimkiler bazı hocalar haricinde nerede var? Elbette nutuk atmada var. İş kükremeye gelince çok iyi haykırırız. İcraatta yer almayız. Türkoloji ‘yi Macarlar kurdular. O dönemde yapılan neşriyatların önüne bazı hocalarımız haricinde nitelikli olarak geçilemedi. Zeki Velidi TOGAN hoca küçücük bir hücre de şaheser oluştururken biz deryanın içinde onu taklit dahi edemiyoruz. Ben bunu mesleğe ve tarihe olan saygısızlıkla bağdaştırıyor ve son olarak yine tekrar ediyorum.
Meslekte icra edilen iş , kişinin karakteridir.

Soner ÇELİK.



Paylaş | | Yorum Yaz
1311 kez okundu. Yazarlar

Yazarın diğer yazıları

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın